Şükrü Erbaş’ın Derin ve Anlamlı Sözleri
Şükrü Erbaş, yaşamın içinden gelen duyguları yalın ve derin bir şekilde yansıtan etkileyici sözleriyle tanınır. Aşk, hüzün, yalnızlık ve umut gibi temaları en güzel şekilde anlatan sözlerini sizler için derledik. Bu anlamlı ve duygusal sözleri sevdiklerinizle paylaşarak, duygularınıza tercüman olabilir ve onların kalbine dokunabilirsiniz. Özellikle resimli paylaşımlar yapmak isteyenler için de uygun olan bu sözleri, WhatsApp ve Instagram gibi sosyal ağlarda kolayca kullanabilirsiniz. Şükrü Erbaş’ın kaleme aldığı bu özel sözlerle, yaşamın farklı yönlerine dair derin düşünceler kazanabilirsiniz. Daha fazla içerik için anlamliguzelsozler.com.tr’yi ziyaret etmeyi unutmayın.
Yeni Şükrü Erbaş Sözleri 2026
Aşağıda sizler için Şükrü Erbaş’ın en etkileyici ve anlamlı sözlerini bir araya getirdik. Bu güzel sözleri paylaşarak, sevdiklerinize hislerinizi ifade edebilirsiniz.
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.
Ben gidip hayal kuracağım, siz oturup gerçeğinizi sevin.
Biliyorsun ya susarak yaşamak zorundayım seni, bu yüzden gecelere ve sözcüklere bölüyorum ağırlığını.
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın.
Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar. Geçmedi üşümem, ben bir aşkın kar yağışından geliyorum.
Gelecek kaygısı duymaya başladığımız gün, çocukluğumuzu geride bıraktığımız gündür.
Susmak iyileştirmiyor yarayı, yeni yerlere varıyor eski sözler.
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz. Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz.
Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir.
Sitemizin gelişimine katkıda bulunmak ister misiniz? Aşağıdaki butonları kullanarak sitemizin gelişimine katkı sağlayabilirsiniz.
Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?
Sevmek insanın en büyük acısıdır.
Kimse kendinden bir yere gitmiyor. Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.
Sevinç taşkın yaşanır da; acı yalnız çekilir.
Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de.
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
Gizemli bir suskunluğun dargın diliyim. Kan gülleri büyütürüm sabır saksılarında.
Anlamakla katlanmak arasında tükendim.
Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes.
Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
Bir kapı önündeyim, girsem suç, gitsem ayaz.
Eskimiş eşyalarız yeri hiç değişmeyen. Yalnızlığı çağrıştırıp yılgınlığı biçimleyen.
Ey sözümün billuru; sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.
Düşmeyi göze almadan binilmiyor salıncağa.
Tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.
Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir. Yaşlı bir kadının hüznünü duymazsanız, bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini nasıl göreceksiniz?
Yüzün bir türkü sonrasının kederli dalgınlığında; güldün mü, ben mi yanıldım, bilmem.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Senden başka kimseyi aramadım gittiğim yerlerden.
Susmak yalnızlığın ana dilidir.
Bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek.
Dünya sinema perdesi değil ki. Düşlerin de bir sınırı olmalı, insanın gerçeği ile çevrili.
İçimizde azalan zamanların kederi, önümüzde bir yere gitmeyen yollar.
Herkes türküsünü elbet kendi sesiyle söyler! İnsanın dili boynuna kement olur mu?
Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatabilirdi.
Kalktım yürüdüm elimdeki çaresiz soruyla. İnsan neden hep sona bırakır kendini?
Alnından öptüğüm yerde ülkemsin, ağzından öptüğüm yerde, kadınım.
Yastığa başını koyduğunda başucundaki boşluğa bak. Ayrılık diyordun ya.
Ve güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.
Oysa ben bir akşamüstü, oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterim.
Sana neden sığındığımı anlıyor musun?
Ömrüm, ah benim ördükçe sökülen, yakasız kolsuz hırkam.
Sesinden başka suçum, yüzünden başka iyiliğim kalmamıştı.
Eskiden her konuda konuşurdum istekle Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi.
Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı, aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak, nasıl yenilik olur, tükenmek değil de?
Farkında mısınız bilmem, kimse kendi acısını bile duymuyor artık.
Benim en güzel düşlerim içimde kaldı.
Kalabalığın uyumuna inat, hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
Gelişin hayata bağlıyor beni, anlıyor musun? Zaman yarat ve uğra.
Hayat dolduruyor her boşluğu kendince Bir başka başlangıçla Tutuşmak üzere yeniden Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun soğuyor acılar bile.
Herkesin her şeyi kolayca konuştuğu, Arkasını döner dönmez unuttuğu zamanlardı.
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden, o kadar mutlusunuz, unuttunuz başkalarının acısını duymayı.
Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.